Site icon Bikonu

Murat Ülker ‘Önce büyük taşlar yerine oturmalı’ diyerek anlattı: Siz hiç Ferrari kiralamış mıydınız? Murat Ülker ‘Önce büyük taşlar yerine oturmalı’ diyerek anlattı: Siz hiç Ferrari kiralamış mıydınız?

Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi, pladis ve GODIVA Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker, kişisel internet sitesinde, Goya’da İpekyolu turu deneyimini okurlarıyla paylaştı.

İpekyolu turu daveti aldığında tereddütsüz kabul ettiğini aktaran Ülker, hayatında önceliklerini “sağlık, aile, iş ve hobiler” olarak sıraladı. Ünlü iş insanı, herkesin yaşamında büyük taşların önce yerine oturması gerektiğini vurgulayarak, bu dengeyi korumaya önem verdiğini söyledi.

Murat Ülker’in yazısı şu şekilde;

“Siz de katılır mısınız İpekyolu turuna?”

dediğinde “Mutlaka!” dedim. Ama tabii hepsine değil. İnsanın işi, ailesi ve hobileri olunca hayatında her birinin kırıntılarını bir bileşke olarak yaşayabiliyor.

Malum, hepimizin bildiği bir metafor vardır. Hayattaki büyük taşlar yani sağlık, aile, iş önce hazneye konur, sonra çok maddeli “yapılacak işler listesi” olur, ancak o zaman hepsini sığdırırsınız. Önce küçük çakıl taşlarını koyarsanız büyük taşlar dışarda kalır; benim büyük taşlarım: ailem, işim, hobilerim.

Gezide hep aklımdaydı; şu sözün hakikatini aradık ama bulamadı

Çocuklar küçük olduğu için çeşitli sebeplerden sık duruyorduk. Daha sonra fırsat kolladım, ama bir türlü denk getiremedim otomobille değişik ülkelerde turlara katılmak için. Buğra Bey arayıp “Siz de katılır mısınız İpekyolu turuna?” dediğinde “Mutlaka!” dedim. Ama tabii hepsine değil. İnsanın işi, ailesi ve hobileri olunca hayatında her birinin kırıntılarını bir bileşke olarak yaşayabiliyor.

(Fotoğraflar sırasıyla: Can Erzincan, Yıldırım Akbulut Havalimanı, Şehir Girişinde Trafik Yoğun)

[embedded content]

Gezide hep aklımdaydı; şu sözün hakikatini aradık ama bulamadık: “Olamazsın şu beş beldenin birinden, Gürün’den, Darende’den, Eğin’den ille de Eğin’den.” (https://www.malatyaflashaber.com/3-belde-mi-5-belde-mi-olmayasun-mu-olamazsin-mi-nermin-yilmaz-akbalaban-yazdi/ )

Benim kanaatim, Orta Anadolu’daki erken yerleşimlerin hatta sonra doğudan göç eden Türklerin de aynı tutumu sergilediği yönünde. Bu yerleşimler izole, dünyadan kopuk yaşanıyor, bu yerler kendilerine yetecek şekilde kurulmuş, dışarıyla bağlantısı sınırlı ve geçiş kontrolü geçitlerden sağlanıyor. Tabii tarihi düşünürseniz, buralardan pek çok ordu geçmiş; Doğu Roma, İran, Araplar, Türkler… Anadolu Türkleştikten sonra 100 yıl kadar süren Haçlı Seferleri sırasında insanlar güvenlikleri için Eğin, Darende gibi saklı beldelere yerleşmişlerdi. Bugün bu beldeler artık tamamen göç veren fakat aynı zamanda, bilhassa yerli turistler için, doğa ve kültür açısından zengin birer ziyaret noktasıdır; yiyecekleri, kültürleri, gelenekleri ve görenekleriyle oldukça özgünler.

“GEÇİLMEZ” denen köprüden de geçtik. Zemini kalasla örülmüş asma bir köprüydü. Aslında sağlamdı, ama görüntüsü nedeniyle bazılarının “ben hayatta geçmem” dediği türdendi.

[embedded content]

Halbuki daha sonra, tamamen insan gücüyle açılmış Eğin’in Karanlık Tünelleri’nden geçecektik.

Çektiğim videolarda göreceğiniz gibi oldukça ürkütücü ama bir o kadar ilginç bir tecrübeydi. Bence bu yaşanmaya değerdi.

Anadolu’da inşa edilen barajların havzalarının iklim ve bitki örtüsü üzerinde mutlak tesiri olmuş. Tünellerde Eğin tarafından gelen turistlerin üzerinde doluştuğu safari cipleriyle karşılaşmamız oldukça zordu, zira iki araba yan yana geçemiyordu.

Sonra yolun bir kısmının çökmüş olduğu yerde önümüzdeki pagodayı kullanan Avrupalı bir genç vardı ve “ben geçmem” dedi. Uğraştırdı ama herkes geçti sonunda; haklıydı, sol taraf tehlikeli, bir tekerlek dışarda geçiliyordu.

[embedded content]

Kendi imkanlarıyla geliştirdikleri turistik alanlara baktık, değirmene gittik, lök yedik ve yürüyüş yaptık. Artık asfalt yol başlamıştı; sonra Malatya üzerinden İstanbul’a döndük.

Exit mobile version